Kime Arz Edilir, Kime Rica Edilir?
Hayatın içinde bazen küçük, bazen büyük kararlar alırız. Kimimize bir şeyler arz edilir, kimimize ise bir şeyler rica edilir. Peki, bu ikisi arasındaki fark nedir? “Kime arz edilir, kime rica edilir?” sorusu, çoğunlukla dil bilgisi ya da görgü kuralları çerçevesinde ele alınan bir konu gibi görünebilir ama aslında derinlerde daha fazlası var. Kimi zaman bu soru, toplumsal statü, güç dinamikleri ve kişisel ilişkilerle ilgilidir. Ankara’da yaşamış biri olarak, bu farkı iş hayatımda, ailede, arkadaş çevremde, hatta bazen sokakta bile gözlemleyerek öğrenmişimdir. Şimdi gelin, bu ikisi arasındaki farkı hep birlikte keşfedelim.
Arz Etmek, Güç ve İletişim
Çocukken annemle pazara gittiğimizde, her seferinde bir şeyler almak için tezgâhtarları nazikçe ikna etmeye çalışırdım. Bir zamanlar anlamadığım ama şimdi fark ettiğim bir şey vardı: Annem, o tezgâhtara sürekli “arz etmek” kelimesini kullanarak, istediği şeyi elde etmeye çalışıyordu. “Fiyatı şu kadar, bunu daha uygun alabilir miyim?” derken, sanki bir emir değil de, bir teklif gibi bir şey vardı. O zaman, arz etmek dediğimizde, bir şey istemek ama istemekten de daha fazlasını ifade etmekti. Arz etmek, daha çok saygı, güç ve saygı gibi unsurları içinde barındırır.
Örneğin, ekonomideki güç dinamiklerini düşünün. Bir şirketin CEO’su, çalışanlarından ya da iş ortaklarından genellikle bir şey arz eder. Arz edilen şey, hem talep hem de öneri içerir. CEO’nun, altındaki çalışanlardan projelerde daha fazla sorumluluk almasını istemesi, aslında bir arzı ifade eder. Bu, otoriteyi ve liderliği vurgulayan bir iletişim biçimidir. Kime arz edilir? Güç sahibi olan, otoriteyi elinde bulunduran kişilere arz edilir.
Bir gün işyerinde, yönetim kurulunun toplantısına katıldım. Toplantının başında, kurulu başkanımız gayet nazik bir şekilde yeni bir proje önerisini sundu. “Bu projeye yatırım yapmamızı arz ediyorum,” dedi. İşte o an, arz etmek kelimesinin gücünü net bir şekilde hissettim. Bu, sadece bir teklif değildi. Aynı zamanda karar verenin yöneticisi olduğu ve önerisinin kabul edilmesi gerektiğini belirten bir söylemdi. Yani, arz etmek, belirli bir gücü ve otoriteyi barındırıyordu.
Rica Etmek, Saygı ve İhtiyaç
Rica etmek ise tamamen farklı bir dünyayı çağrıştırıyor. Şimdi size, çocukken annemle pazarda çok sevdiğim bir çikolatanın peşinden gittiğimiz o günlerden birini anlatayım. Anneme “Lütfen, bu çikolatayı alır mısın?” diye rica ettiğimde, aslında yalnızca bir şey istemiyorum; aynı zamanda bir sevgi, bir anlayış dilini de kullanıyordum. Rica, daha çok bir ihtiyaç ve saygı içerir. Bu, karşınızdaki kişiye, sizin gücünüzün, otoritenizin olmadığını, sadece ihtiyacınız olduğunu ve onun yardımına duyduğunuz saygıyı ifade eder.
Ekonomi derslerinde öğrendiğim bir kavram var: “Karşılıklı bağımlılık”. İhtiyaç duyduğunuz bir şeyi elde etmek için başkalarına başvurmanız, bazen bir ricaya dönüşür. Hayatın her alanında bunu gözlemlemek mümkün. Mesela iş yerinde bir arkadaşınızdan, projede daha fazla katkı sağlamasını rica edebilirsiniz. Ancak burada, ricada bulunmak, onun yerine karar veremeyeceğinizi, ona saygı duyduğunuzu gösterir. Çünkü rica etmek, bir otoriteyi zorlamak değil, bir işbirliği ve birlikte çalışma isteğini ifade eder.
Bir gün, ofiste ekibimizdeki bir arkadaşım, bir projede gerçekten zor durumda kalmıştı. “Bir yardım edebilir misin?” diye rica etti. O an, ricada bulunan kişinin gücüyle değil, ihtiyaçla hareket ettiğini fark ettim. Yani rica etmek, aslında bir güçsüzlükten değil, bir çözüm bulma isteğinden doğuyor.
Kime Arz Edilir, Kime Rica Edilir?
İstanbul’dan Ankara’ya yeni taşındığımda, karşılaştığım farklı sosyal kesimler ve iş dünyası bana bu farkı öğretti. Örneğin, sokakta gördüğüm küçük bir kafe sahibinin, yeni sipariş veren bir müşteriye nasıl “rica” ettiğini gözlemledim. “Çayınızı alalım, efendim,” diyordu. O an, sadece bir müşteriye hitap etmiyordu. Bu, bir insanın saygı göstererek işini yaptığı bir dil kullanımına dönüşmüştü. Arz etme hakkı yoktu, çünkü müşteriye saygılı, kibar ve ona ihtiyacı olanı sunuyordu.
Ancak farklı bir bakış açısıyla, iş hayatındaki büyük şirketlerden birinde, yöneticilerin kararlarına bakarken, arz etmenin nasıl şekillendiğini görmek kolaydı. Bir proje sunumunda, şirketin CEO’su, “Yeni stratejilerimizi arz ediyorum,” dedi. Bu bir çağrıydı; bu cümle bir istekten çok, bir yönetime davet gibi geliyordu. Burada “rica etme” hakkı yoktu. Çünkü sistemdeki güç yapıları ve rol tanımları, bunu gerektiriyordu. CEO arz ediyor, diğer çalışanlar ise öneriyi değerlendirmek durumundaydı.
Sonuç: Güç ve İhtiyaç Arasındaki İnce Çizgi
“Kime arz edilir, kime rica edilir?” sorusu, aslında basit bir dilbilgisel farktan daha fazlasını ifade eder. Gücün, otoritenin, saygının ve ihtiyaçların bir araya geldiği karmaşık bir sosyal dinamiği gösterir. Çocuklukta pazarda çikolata alması için anneme rica ederken, iş hayatında bir CEO’nun çalışanlarına arz ettiği yeni projelerde, her iki durumun farklı dünyalar olduğunu gözlemleyebiliyoruz. İhtiyaç duyduğumuzda başvuracağımız kişi farklı, gücümüz yettiğinde söylediklerimiz farklı. Özlük işleri görevlisinin bir çalışanından maaş bordrosunu arz etmesi, o kişinin başka bir çalışandan çay rica etmesi gibi her durumun arkasında, toplumsal dinamikler, güç ilişkileri ve insan ihtiyaçları yatıyor. Bu farkları fark ettiğimizde, bazen daha dikkatli konuşmamız gerektiğini anlayabiliriz.